Anasayfa / ANALİZ / ÜNİVERSİTE KONTENJANLARI ANALİZİ

ÜNİVERSİTE KONTENJANLARI ANALİZİ

Üniversite mezunlarının işsiz kalma, en azından! bir devlet memuriyetine kapağı atamama! sorunu, aslında uzun süredir ülkemizin gündeminde olan bir sorun değil.  90’lı yılların başında da günümüzde olduğu gibi işsizlik ülkenin en önemli sorunlarından olsa da, arz-talep dengesi arz açısından henüz doymadığından üniversite mezunlarının işsiz kalması neredeyse söz konusu değildi. Hatta lise mezunları dahi iş bulma konusunda çok zorlanmıyordu. Bunun doğal sonucu olarak 80’li yıllarda ve 90’lı yılların başında, iş bulma konusunda sıkıntı yaşayan, işsiz kalan ve niteliksiz-fiziksel güce dayanan işlerde çalışmak zorunda kalan kesim; herhangi bir eğitim almamış veya ilköğretim sıralarında okulu terk etmiş-etmek zorunda kalmış kesimdi.

Okullaşma oranındaki ciddi artış 90’lı yıllarda, lise mezunlarının da bu kesime dahil olmasına neden oldu. 2000’li yıllarda ise üniversite sayısı ve kontenjanlarındaki patlama ile beraber, bu kontenjanlara olan talep ile, üniversite mezunları da bu kesime dahil oldu ve işsiz üniversite mezunları ve merkezi sınavlar ülkemizin kaderi! haline geldi.

Aşağıdaki grafikte üniversite sayısında özellikle 2000’li yıllardaki artış net bir şekilde görünüyor:

Günümüzde, yükseköğretimde bulunan öğrenci sayısı 7 milyonu aştı ve üniversite mezunu işsiz sayısı da ciddi oranda arttı ve bununla birlikte toplumun üniversite mezunlarına bakış açısı, olumsuz anlamda evrildi.

Aşağıda Sayın Özcan KADIOĞLU’nun hazırladığı grafikte de görüldüğü gibi 2004-2018 arasında üniversite mezunu işsiz sayısı 3 kattan fazla artmıştır:

Özellikle son 3 yılda ise üniversite adayı gençler, üniversite kontenjanlarını talep etmemeye, gelecek gör(e)medikleri programları yazmaktansa tercih yapmamaya başladı. Bu nedenle de başta vakıf üniversiteleri olmak üzere tüm üniversitelerde kontenjanlardaki boşluk oranı önemli boyutlara ulaştı. Tercih yapıp bir programa yerleşen, ancak kayıt yaptırmayan ve mezun olmadan eğitimini yarıda kesen gençlerin sayısı da ciddi oranda arttı.

Aşağıda yer alan tabloda boş kalan kontenjanların son yıllardaki artışı net bir şekilde görülürken, YÖK’ün yeni politikalarından dolayı 2017’deki kontenjanın tarihi rekor olarak kalacağını tahmin ediyorum.

Aşağıdaki grafikte ise son yıllarda hem tercih hakkı olan aday sayısındaki düşüşü, hem de özellikle 2017 yılında tercih hakkı olduğu halde tercihte bulunmayan aday sayısındaki düşüşü gözlemliyoruz.

KONTENJAN-NİTELİK DENGESİ

Üniversite sayısındaki ve kontenjanlardaki özellikle son 15 yılda yaşanan ciddi artış, eğitimde nitelik kaybını beraberinde getirmiştir. Sayıları-istatistiki verileri düzeltme! anlayışı nedeniyle, doğal olmayan bu büyüme, eğitimde istenilen seviyenin zaten altında olan kaliteyi düşürmüştür. Üniversiteler derse sokacak hocaları olmadığı halde programlar-kontenjanlar açmış; YÖK bu gelişmeleri onaylamış ve desteklemiş, kervanı yolda düzme bilimsel! anlayışı ile hareket edilmiştir.

Üniversitelerin akademik personel temini konusundaki sıkıntısı, ÖYP’nin (Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı) ortaya çıkmasına sebep olmuş, öğretim üyesi adaylarına ciddi teşvikler verilmiş ve kolaylıklar sunulmuştur. Bu sistemle (önemli bir kısmı) akademik kariyeri bir ideal-hayal-hedef olarak değil, iş-memuriyet olarak gören yeni öğretim üyeleri sisteme dahil olmuştur.

Öğretim üyesi eksiği ile birlikte bina-laboratuvar-kütüphane hatta derslik-masa-sandalye eksiklerine rağmen bir çok programın öğrenci almasına izin verilmiş; öğrenciler derslerini eski lise binalarında almış, üniversite denince akla gelen fiziksel-sosyal imkanları kullanmaktan yoksun olarak eğitimlerine devam etmiş ve halen de etmektedir. Hastanesi, hatta hastane anlaşması olmayan tıp fakültelerinin açılmasına izin verilmiş, gençler kendi kampüsleri-binaları kurulana kadar farklı üniversitelerin sıralarında eğitimlerine devam etmek zorunda kalmışlardır.

Üstelik açılan yeni programlar ve kontenjanlar, iş dünyasının güncel işgücü ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olmamış; bu programların seçimi adeta geleneksel! şekilde yapılmıştır. Üniversitelerin kuruluşunda, 2008 yılına kadar Fen-Edebiyat Fakültesi olması zorunlu iken, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda yükseköğretim kurumlarının kuruluş esaslarına ilişkin 3. Maddesi değiştirilerek, bu zorunluluk ortadan kaldırılmış; en az 3 fakülte bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. Ancak buna rağmen belli programların “geleneksel” olarak açılmaya devam etmesi nedeniyle kontenjanlardaki boşluk da katlanarak büyümüştür.

YÖK’ÜN KARARLARI

Bütün bu olumsuz tablo ile birlikte, çok geç kalınmış olsa da; Yök, özellikle 2015 yılından itibaren kontenjan boşlukları ile ilgili önlemler almaya başladı:

  • Bir önceki sene 11’den az adayın yerleştiği fen-edebiyat programlarının ertesi sene kapatılması,
  • Türkiye geneli doluluk oranı %85’in altında kalan programların açılışına izin verilmemesi,
  • Eğitim fakültelerinden ikinci öğretimin (4 program hariç) tamamen kapatılması,
  • İkinci öğretim öğrenci kaydı 10’un altında olan meslek yüksek okulu programlarında öğrencilerin normal öğretime kaydırılarak ikinci öğretimin kapatılması…

Bu önlemlerle birlikte YÖK konu ile ilgili araştırmalar yapmış, tercihte bulunmayan adaylara sistem üzerinden anketler de uygulamıştır.

Her ne kadar yeterli olamasa ve geç kalınmış olsa da YÖK’ün aldığı bu önlemler yerindedir. Üniversite sayısı anlamında patlamanın yaşandığı, 2005-2010 yıllarında da aynı anlayışla hareket edilseydi; bugün bu sorun daha sürdürülebilir bir halde olacaktı.

YÜKSEK ÖĞRETİME BAKIŞ AÇISI

Üniversite, ülkemizde de birçok dünya ülkesinde olduğu gibi, iş-geçim ihtiyacını karşılayacak bir mesleğe götüren anahtar olarak görülüyor. Pratikte bunun yanlış olduğu da söylenemez, ancak ilkokul sıralarından itibaren üniversite adaylarına, üniversitenin amaçları ile eğitimin genel amaçları arasında fark olmadığı aşılanmalıdır. Diplomanın değil; kazandığı beceri, tecrübe ve donanımın, kendisini mesleğe götüreceği ve daha önemlisi orada tutunup, yükselmesini sağlayacağı anlatılmalıdır. Bu durumda bir programdan mezun olan adaylar, yıllarca KPSS gibi merkezi sınavlarda vakit kaybetmek yerine farklı yollara başvurmayı bir seçenek olarak görebilecektir.

Bu anlayış, gençlere eğitim sistemi içerisinde aşılanmasa da; özellikle son yıllarda, deneyimlerin bunu sağladığı, aşağıdaki tabloda da görülecektir. Grafikte açıkça görüldüğü gibi KPSS başvuru sayısındaki düzenli artış son yıllarda sona ermiş; grafikte özellikle lise mezunları için ciddi bir düşüş olmuştur.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Belirli bir uzmanlık eğitimi veren, kamunun ihtiyacı olan programlarda kontenjanlar sınırlanmalı, işletme-iktisat gibi piyasaya hitap eden programlarda kontenjanlar doğal akışına bırakılmalıdır. Örneğin eğitim fakülteleri için ülkenin önümüzdeki yıllardaki öğretmen ihtiyacının bir profili çıkarılarak kontenjanlar düzenlenmeli, mezun olduğunda bu işi yapacağını bilen adayların tercih eğilimi artacağından, öğretmenliği bir iş-memuriyet değil; meslek-ideal olarak gören adayların sayısının artması hedeflenmelidir.

Öğretim üyeleri işsiz veya ek derssiz kalacak kaygısıyla, siyasi veya ekonomik beklentilerle değil; ihtiyaca göre kontenjan düzenlemesi yapılmalıdır.

Hukuk, işletme, iktisat gibi programlarda, sayısal bir bakış açısıyla kontenjan azaltma yerine; üniversitenin eğitiminin niteliğini arttıracak aşağıdaki listedeki gibi kriterler belirlenmelidir.

  • Akademisyen-doçent-profesör başına düşen yayın-öğrenci sayısı, ders saati,
  • Öğrenci başına düşen bütçe, kitap sayısı, kapalı ve açık metrekare,
  • Programın doluluk oranı,
  • Değişim programlarına katılan öğrenci sayısı
  • Sosyal sorumluluk, endüstriyel, sosyal proje sayısı
  • Mezunlara yönelik faaliyetlerin sayısı ve çeşitliliği

Üniversite-fakülte ve programların bu kriterleri belli ölçüde karşılanması beklenmeli; sayısal, siyasal veya ekonomik kontenjan-üniversite hedefleri belirleme yerine, büyüme-küçülme, bu anlayışla, doğal akışına bırakılmalı, organik olması sağlanmalıdır. Bu kriterleri karşılamayan, karşılayacak altyapısı olmayan fakültelerin açılışına izin verilmemeli, açık olan fakülte ve programların bu kriterlere ulaşması için teşvik mekanizması işletilmeli, denetimi yapılmalı ve gerektiğinde kriterlere uygun şekilde kontenjan azaltma yoluna gidilmelidir.

Kontenjan-üniversiteli işsiz sayısı-yüksek öğretimde nitelik gibi konularda sorunları çözmek istiyorsak, günü kurtaran düzenlemeler yaparak veya sorunlar kriz haline gelmeden adım atmama anlayışı ile bunu başaramayız. Sorunları çözmek ve gençleri geleceğe hazırlamak için eğitim alanındaki tüm paydaşların fikirleri alınarak, reformist bir anlayışla, yapısal değişiklikleri cesurca uygulamaya geçirmeliyiz.

Hakkında MÜRSEL AKGÜNEY

Kontrol Ediliyor

ÖSYM’NİN ENGELLİLERE SUNDUĞU İMKANLAR

Engelli adaylar için ÖSYM’nin sunduğu imkanlar ve avantajlar çok iyi bilinmiyor. Engelli birçok aday bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir